Şimdi kahve denilince benim hikayem üniversite yıllarında başlıyor. Ders çalışmak dediğimiz aktivite neticede gece yapılan bir aktivite idi ve geceler kahvesiz olmuyordu. Bir demlik çay üzerine bir iki fincanda kahve içmeden geceyi tamamlayamıyordum. O zamanlar kahve benim için Nescafe gold idi, klasik değil.
Neyse gel zaman git zaman bir sefer ikram olarak içtiğim Mehmet Efendi Kolombiya filtre kahveyi hatırlıyorum, kahveden ayrı bir keyif almıştım. Sonrası tabi bir arayışın başlangıcı oldu, sigarada içtiğim zamanlardı ve kahve ile sigarada çok iyi gidiyordu elbette. Uzun hikayeyi kısaca özetlemek gerekirse o dönem kahveler.net vardı sanırım kahve forumu ve oradan başladım öğrenmeye.
Serüvenim şu şekilde oluyor sonrasında; French press, paket öğütülmüş kahveler, kahve zincirlerinden taze kahve öğüterek deneme,
Kahve denilen şey meğer çekirdekten öğütülmesi gereken bir şeymiş. Ama çekirdekten dediysek her çekirdek ile de o lezzetli aradığım kahveye ulaşamayabilirmişim. En en en önemli nokta çekirdeğin taze kavrulmuş olmasıymış meğer, tabi kahve çekirdeğinin belli seviye üzerinde olduğunu varsayarsak.
Belli seviyenin üzerinde kahve çekirdeği dediğimiz ne oluyor peki en azından zincir mağazalarda satılan kahvelerden ziyade nitelikli kahveyi kastediyoruz. Daha çok üçüncü dalga kahveciler olarak anılan bu nitelikli kahve satan kafelerden alınan taze kavrulmuş nitelikli kahvelerin, taze öğütülerek ve hemen demlenerek yapıldığında içeceğiniz kahvenin damağınızda kırk yıl hatrı kalacaktır.
Yorum bırakın